Aklın Kasları Var mı? (Anı)

Aklın Kasları Var mı? (Anı)
9 Kasım 2015 tarihinde eklendi, 1.207 kez okundu.

Konya’da Özel bir Rehabilitasyon merkezinde işe başlamıştım. Zihinsel ve bedensel engelli öğrenciler vardı. Daha önce hiç böyle bir yerde çalışmamıştım. Biraz korkuyordum. Ben velilerle sohbet edecek onların fikirlerini alacak ve aile terapisi isteyenleri kurumun aile terapi uzmanına yönlendirecektim. Dümdüz bir koridor, sıra sıra odalar ve odaların  tam karşısında veli bekleme yerleri. Tüm veliler birbirlerini tanıyor ve belki de birbirlerini en iyi onlar anlıyordu.

Karşılarına geçip bireysel odalara sırtımı vererek önlerinde durdum ve kendimi tanıttım. Hepsi  önce beni şöyle bir süzdü. Kim bu yeni yetme? Hissini alıyordum. Olsun dedim. Konuşacak, onlarla sohbet edecek ve biraz da olsa onlara faydam olacaktı. Tabi formasyonum gereği ailelere eğitim veremezdim. Onun için önceki akşam internetten birkaç konuya baktım. Engelli aile sorunları, iletişim problemleri, aile tutumları… vs.  küçük not kağıtlarına başlıklar halinde notlar aldım. Kağıtlardan veli profiline bakarak bir konu seçtim. Konuya girmek için uygun zamanı bekledim. Bu arada hem kendi aralarında konuşuyor hem de arada bana laf atıyırlardı.

Bir ara hafif bir sessizlik oldu. Evet işte dedim hemen konuya gireyim. Nasıl başlamalıyım diye düşünüyordum ki arkamdaki odaların birinden 10-12 yaşlarında bir çocuğun ağlama sesi geldi. Birbirleriyle muhabbetin verdiği rahatlama hissinin yüzlerinde üzüntüye dönüştüğünü görünce aklımdaki tüm düşünceler hepsi bir anda uçurumun tepesinden aşağı yuvarlandı. Anlamıştım içeriden gelen kız çocuğu içlerinden birinin çocuğuydu ve her biri kendi çocuğu gibi tepki veriyordu. Garip bir ruh hali sardı zihnimi. Bu şartlarda hangi konuya girsem yada bir konuya girsem mi diye düşünürken biraz gerildim sanki bedenim bu ruh halinden çıkmak istiyordu. Ya bu insanlar? Yıllarca üstlendikleri sorumluluk? Birinin azıcık umut vermesini beklerken geçen yıllar.

Aman Allahım ne zor diye düşünürken içerideki çocuk ağlamayı kesmişti. Aileler de bu durumu kanıksamış ama üzgün bir bakışla hiç o kızdan bahsetmeden ama gözleri ve duygularıyla sanki konuşuyorlardı. Çünkü kendi yavrularıydı ve konuşacak çok şey var ama söylenecek birşey yoktu. Bu arada yine bir sessizlik olur gibiydi neydi benim şu düşüncelerim hangi konuya değinecektim derken yine ağlama sesleri gelmeye hatta daha yüksek çıkmaya başladı. Artık o yöne doğru döndüm ve ne yapacağımı bilememenin sessizliğiyle boş boş kapıya bakıyor ağlama seslerinin bitmesini istiyordum. Gayri ihtiyari bu dönüşüm ve kapıya olan uzun bakışlarım onlarda çok değişik bir etki yapmış olacak ki sustular ve beni izlemeye başladılar. Sadece izleme de değil tartıyorlardı. Aslında beni tarttıklarını ve şu onlarla konuşabilmek için hazırlandığım konuların ne kadar gereksiz olduğunu, hatta bizzat konunun tam ortasında olduğumu çok sonra anlayabildim. Yine gitmişti düşünceler ve konular. Yaptığım hazırlıkların beni istediğim amaca götürmemesinin memnuniyetsizliği ile kağıtları topladım ve okumak için aldığım sehpanın üzerinde duran kitabın içine bıraktım. Yok olmayacaktı, bu şartlarda olamazdı zaten. Artık zihnimde velilere faydalı olacağını düşündüğüm konular gitti ve ne olursa bir ‘konuya girmek’ kaldı. Amaçsız bir araç ne işe yarar ki? İşte tekrar sessizlik oldu bir konu bulmalıyım ne olursa. Spor, diziler, müzik vs o kadar çok ortak şey varki gevezelik edecek. Evet televizyon ve filimlerin üzerimizdeki etkisi yani hangi dizileri izliyorsunuz? Sorusuyla şöyle bir gireyim derken tekrar ağlama sesleri ve daha yüksek. Allahım o kızın ağlaması içimi çok acıtıyor ama en çok da oradakileri etkiliyordu. Onlar için bir şey yapmalıydım.

Gözlerindeki bakışlardan aldığım cesaretle içeri daldım hatta kapıya bile vurmadan. Bir sedye üzerinde 15 yaşlarında bedensel ve zihinsel engelli bir kız yatıyor ve beyaz önlüklü bir adam kızın kolunu büküyor? Gözü dönmek tabiri herhalde böyle bir şey sanki gözüm dönmüştü. Karşımdaki adama işini iyi yapamayan beceriksiz  birine seslenir gibi “Bu çocuğu neden ağlatıyorsun? Dışarıda velilerle konuşamadık senin yüzünden.” diye çıkıştım. Adam şöyle yüzüme baktı ve “Hocam hoşgeldin gel şöyle” dedi. Şimdi düşünüyorum da biri benim odama böyle dalsa ne düşünürüm acaba. Sonra adamın yumuşak sesi yine kafamdaki o sinir dolu düşünceleri tepetaklak etti. Ben çok sakin biriyim neden adama böyle dedim diye pişmanlık ve utanma duygusuyla karışık odanın kösesindeki  sandalyeye oturuverdim.

Beyaz önlüklü fizyoterapist benim saygısızlığıma hiç aldırmadan konuşmaya devam etti. Bak hocam dedi bu kızımız doğuştan hem bedensel hem zihinsel engeli var konuşamıyor da. Yürüyemiyor kollarını kaldıramıyor ve bir şe tutamıyor. uzun yıllar beraberiz. Ben ona kollarını hareket ermesi, yürüyebilmesi ve nesneleri tutabilmesi için bazı egzersizler yaptırıyorum. Şimdi bu egzersizler sayesinde ayakta durabiliyor. Kollarını yukarı kaldırabiliyor. Ama bunlar kolay olmadı. biraz zorlamayla ama sürekli çalışmayla oldu. Şimdi ellerini çalıştırmak için çalışıyorduk ki sen geldin. Şimdi biz çalışma yapmazsak vücudu çok memnun olacak ve hiç ağlamayacak. Ama ayağa da kalkamayacak, kollarını hareket ettiremeyecek hatta hiç bir nesne tutamayacak. Kasları çalıştırmak için egzersiz yapmak gerekir. vücut ilk anda tepki verecek ve istemeyecek. sonra alışacak ve normal gelecek. bir adım, bir adı ve bir adım öteye.
Hocam şimdi ne yapalım? bırakalım da böyle mi kalsın yoksa devam mı? Şaşırdım hiç beklemiyordum bu soruyu. Peki dedim daha kolay bir yolu yok mu? hani ağlatmadan. Aslında yaptığımız hareketler çok ağır değil. Kızımız istemediği için böyle tepki veriyor. Zihnimiz istemediği şeylere tepki verir ve ayak direr. Zihin her zaman kolay olanı seçer. Çünkü işine gelir.

Sonraki günlerde bu olayı düşündüm. Akıl yürütmek de böyle midir? dedim kendi kendime. Evet aynı şekilde. Akıl yürütmek için çabalamak hatta çıkarımlarda bulunmak bazen zihni delice yormak günlerce kafa patlatmak gerekebilir. Zihin ise hep kolay olanı seçer ve boş ver der. Akıl yürütmek için gelişmesi gereken kaslarımız varsa ve bizim çaba sarfetmemiz gerekiyorsa? Ya olması gerektiğinden az çaba harcıyorsak? O zaman olmamız gereken yerde olamayız. Bazen öğrencilerime bazı zor sorular sorar onların yorum güçlerini ölçmeye çalışırım. Ama çoğu sorulara espri yaparak karşılık verir. İşte o zaman anlarım ki akıl yürütme sürecini çalıştırmak istemeyen bir öğrenci. Espri yaparak yan yola giriyor, kaçıyor ve kaytarıyor aslında. Zihni sorunun kendisiyle değil başka eğlenceli şeylerle meşgul olmak istiyor.

Hayat da böyle bazı sorunlar ve problemler üzerinde düşünmeli ve kafa yormalıyız. Yoksa eğlenceli, hazcı ama basit bir yoldan gider fakat iyi bir konumda olmayız. Akıl kaslarımızı çalıştırmalıyız yoksa güçsüzleşir ve iş göremez hale gelir. Bakalım bu yazıyı kaç kişi okuyup da zihnin çok uzun gerek yok okumaya bahanesini yenebilecek?

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Sayfa başına git