Sivil Toplum ve Gençlik

Sivil Toplum ve Gençlik
17 Ocak 2016 tarihinde eklendi, 859 kez okundu.

Sivil Toplum gelişmiş toplumların kavramı olmakla birlikte artık ülkemizin de bir gerçeği haline gelmiştir. Çünkü sorunları çözmek için hangi yolu kullanmalıyız? sorusu bir toplumun kendi toplumsal geleneği içerisinde değerlendirilmesi gereken bir sorudur.

Bununla birlikte hakim kültürlerin yöntemleri diğer kültürler için de araç olmuştur. Bu tarihsel sürecin sosyolojik bir sonucudur. Bu yazımda Sivil Toplumun tarihsel sürecini göz önünde tutarak Gençlik Politikalarına bakmak gerektiği ile ilgili bir dokunuşta bulunmak istedim.

İlk kez 1600 lü yıllarda Locke tarafından ortaya atılan daha sonraki yıllarda soğu blokunun çökmesiyle demokratikleşme için kullanılan ‘Sivil Toplum’ kavramı Türk İslam geleneğinde farklı bir çizgide hayat bulmuştur.

Batı medeniyeti halkıyla her anlamda bir çatışma politikası üzerinde gelişmiştir. Halk kendini aşağılayan ve ezen bir din ve siyaset kurumuna karşı hep başkaldırmak zorunda kalmıştır. ilk kez MS. 1215’te Kral John tarafından imzâlanan, İngiliz halkıyla kral arasındaki hak ve hukuku bir anlaşma ile ayıran ilk siyâsî belge olan Magna Carta yani Büyük ferman adlarıyla da anılan Great Charter altmış üç maddeden meydana gelir ve kralın haklarını halka karşı sınırlandırır. Batı halkı siyasi anlamda serüvenini sürdürürken dini anlamda da kiliseden de çok acı çekmiştir. Kilisenin de halktan vergi toplaması ve dini kullanarak hayatı çekilmez bir hale getirmesi ile halk yine başkaldırma yoluna gitmiştir. Kilise otoritesine karşı ilk düzenli başkaldırı, Martin Luther’den geldi. 1521 yılında Wittemberg Kilisesi’nin kapısına 95 maddelik bildirisini asarak, Papa ve Kilisenin tutum ve emirlerini protesto edip İncil hükümlerinin yürürlüğe girmesini istedi. Sonrasında birbirini takip eden olaylar Protestan ve katolik kiliselerin güç mücadelesi ve 30 yıl süren mezhep savaşları. Batı aklı bu mezhepsel ve kendi insanını ötekileştirici savaşın kirini temizlemek için adına mezhep veya din savaşları yerine 30 yıl savaşları demiştir.

Bugünden baktığımızda batıda sivil toplum siyasi ve dini açıdan kendi kazanımlarına göre bir yere oturmaktadır. Gelişmekte olan toplumlar ve ülkeler ise kendi geleneğinden olmayan ancak kendisi için menfaat hissettiği bu araç ve yöntemleri kopyalamakla yeni başaçıkılması gereken sair sorunları da kopyaladığının hesabını yapmamaktadırlar. Kendi kültürlerini dönüştürecek ve kuşaklararası kültürel çatışmaya yol açacak yeni problemler de bu problemin yanında hep var olacaktır. Aslında bu problemlerle başa çıkma politikaları olduğu sürece bu normal bir olaydır. Ancak yoksa işte o zaman başka kültürlerin tabiri caizse kötü bir çakması olan nesillerin oluşması bir ülke için hiç istenmeyen bir durumdur.

Buradan hareketle Gençlik bağlamında Sivil Düşünme konusuna değinmek istiyorum. Gençlik her dönemde bir ülkenin üzerinde düşünmesi gereken en önemli politikası olmalıdır. Ülkemizde Gençlik politikaları ile sportif faaliyetler birarada düşünülmekte ve tek bir bakanlık düzeyinde politika ve stratejiler yürütülmektedir. Aslında felsefi ve yapısal olarak birbirinden çok farklı iki alan karşımızda durmaktadır. Bir öneri olarak bu bakanlıkların birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bununla birlikte ayrı strateji ve politikalar geliştirilmelidir. Her şeyden önce bu politikalar kadim geleneğin değerleriyle örtüşük aynı zamanda çağın yenilikleriyle yüzleşecek kendi mizacı vekarakteri olmalıdır. Karakteri de Mizacı olmayan politikaların başka kültürlere boyun eğerek yok olmaları kaçınılmazdır.

Gençlik politikaları belirlenirken toplumsal faydanın maddi ye manevi boyutu aynı anda ele alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki gelecek gençliğin elinde gelecektir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Sayfa başına git