Dertsiz Değer, Değersiz Dert

Dertsiz Değer, Değersiz Dert
23 Ocak 2016 tarihinde eklendi, 1.209 kez okundu.

Bir önceki yazımda değerlerin kaynağı konusuna değinmiştim. Bu yazımda Türkiye’de Değerler Eğitimi Anlayışı Üzerine eleştirel ve sosyolojik tespitlerde bulunmak istiyorum.

Nedir Değerler Eğitimi?
“Değerler eğitiminin Türkiye’deki uygulaması öncelikle, UNESCO tarafından desteklenen ve “Yaşayan Değerler Eğitim Programı (YDEP)” adı altında 1995 yılında Birleşmiş Milletlerin 50. yıl dönümü kutlamaları için hazırlanan uluslararası bir projeye dayanmaktadır.  Uluslar arası boyutta eğitimcilerin ortaklaştığı “Yaşayan Değerler Eğitimi” adı verilen bu eğitim projesinde demokrasi, adalet, özgürlük gibi evrensel değerlerin öğrencilere kazandırılmasında telkin yolu değil, ‘etkinlik temelli’ yaklaşımlar yaygın olarak kullanılmıştır. Ayrıca değerler eğitimine yönelik farklı yaş grubundaki öğrenci ve öğretmenler için materyaller geliştirilmiştir. “Daha iyi bir dünya için değerlerimizi paylaşalım” yaklaşımından yola çıkan proje; iş birliği, özgürlük, mutluluk, dürüstlük, sevgi, alçakgönüllülük, barış, saygı, sorumluluk, sadelik, hoşgörü, birlik olarak 12 evrensel değere odaklanmıştır.”1

Değerler erozyonuna bir çözüm arayışının ürünü olarak bu proje ortaya çıkmış ve öğrencilere temel insanî değer ve erdemlerin kazandırılması, değerlere karşı duyarlılık oluşturulması ve onların davranışa dönüştürülmesi; toplum tarafından kabul gören değerlerin uygun okul ortamı oluşturularak geliştirilmesi ve pekiştirilmesi hedeflenmiştir. Bu hedefleri gerçekleştirmek için de tematik olarak aylık etkinlikler planlanmış, ayrıca yarışmalar yoluyla dereceye girenlere ödüller verilmiştir.

Bu yaklaşım istenilen amaca ne kadar ulaştırır?

Değerler Eğitimi ismi artık toplumda, öğretmenler ve öğrencilerde istenilen amaca uygun olmayan bir hal almıştır. Buna neden olan en önemli şey ise bir çok kurum ve STK ‘lar tarafından aynı anda birden yükleme yapılması, aynı amaca uygun ama amacı gerçekleştirme güzü zayıf etkiliklerin asıl maksadı ıskalaması ve değersizleştirmesi diyebiliriz. Evet maalesef Değerler Eğitimi çalışmaları çok iyi niyetle yapılmış ve çok gayretli kişilerin elinden çıkmış çalışmalar olmasına rağmen öğrencilerde istenilen etkiyi göstermemiş olması da bir gerçektir.

Bu çalışmalar öğrenciler açısından yine Dikkat çekme, Keşfetme ve Öğretme amaçlı olduğu için öğrencilerin eğitime hazır, kalıpsal tepkileri ve dirençleri ile karşılaşmaktadır. Yani bu çalışmalar onların canına dokunmamaktadır. Her ne kadar günlük hayatla birebir ilişkili gibi  görünse de spesifik ve somut olmadığı için yüzeysel kalmakta ve onlar için her zamanki klasik bir öğretim nesnesi olarak görülmektedir.  Halbuki bu değerler onların günlük hayatına dokunan kaybettiğinde canını yakan bir kıymette olsa durum çok farklı olacaktır. İnsan sevdiği bir şeyi kaybederse canı yanar eğer canı yanmıyorsa orada bir değer kaybı var demektir.

Şu hande mevcut çalışmalarla  ve öğretim yaklaşımları ile gençlerimize onlara kaybettikleri değerlerin canını yakması gerektiğini anlatmakta ve buna dönük etkinlikler yapmaktayız. Sorun şu ki öğrencinin bu konuda kaybettiğinde canını sıkan bir olgu da görülmemektedir. Bu açıdan bakıldığında metot olarak yanlış bir yoldan gidildiği söylenebilir.

Çözüm ve Öneriler:

Değerler Eğitimi çalışmaları en başta kaynak itibari ile bizim değerlerimizi ifade etmiş olmasına rağmen bazı yanlış bir stratejileri barındırmaktadır.  Çıkış noktası etkinlik ve dikkat çekme olan bu tür çalışmalar moda olmaktan öteye geçmeyecektir. Çünkü bir şey moda olduktan sonra yayılır, yayıldıkça da modası geçer.

1- Bakış Açısını Değiştirmek: 

Değerler Eğitimi Çalışmaları  çıkış noktası  ve metodolojisi itibari ile ön hazırlıkları yapılmamış ve spesifik sorunların  Ön kabule dayalı değerlerin toplumdaki spesifik yansımaları nelerdir? sorusuna cevap aranmadan yapılan her çaba 1995 yılında Birleşmiş Milletlerin 50. yıl dönümü kutlamaları için hazırlanan uluslararası bir projeye dayanacak ve onu yansıtacak hatta kötü bir kopyası olacaktır.  Öncelikle nerede olursa olsun tespit edilen ister kültürel, ister dini, isterse evrensel değerlerin nasıl işleneceği bakış açısından kurtulmak gereklidir. Çünkü bu bakış açısı moda bir bakış açısıdır her hangi bir sorunla ilişkili değildir. Sorun sanki “Kaybolan değerler” ve proje de bu değerlere çözüm üretmek gibi görünse de durum böyle değildir. Kaldı ki zaten bu değerler evrensel ise kaybolması endişesi yersiz değil midir?

2 –  Gerçek Sorunları Tespit Etmek / Durum Analizi: 

11.01.2016 tarihinde Bursa ilindeki ortaöğretime bağlı farklı okul türlerinden 50 öğrenci ile yaptığımız “Günlük Hayattaki Eksik Değerler ve Değerler Eğitimi” çalıştayında öğrencilerin günlük hayatta spesifik örnekler üzerinde durdukları ve bu sorunların giderilmesi için çözüm önerileri geliştirdikleri görülmüştür.  Aynı zamanda okullarda uygulanan değerler eğitimi çalışmalarının da yüzeysel ve bilgi düzeyinde kaldığını davranışa dönüşmediğini ifade etmişlerdir. Bu da gösteriyor ki hangi etkinlik yapılırsa  yapılsın yüzeysel kalacak; harcanan emeğe yazık olmasının yanı sıra değer kavramı da değersizleşmiş olacaktır. Çünkü amaca ile amaca ulaşmak için yapılan faaliyet arasında uyuşmazlık vardır.  Sorunun kaynağı da burasıdır. Bu sebeple öncelikle gençlerin sorunlarını tespit etmek için durum analizi çalışmaları yapmak ve bunu da gençlere sormak gerekir.

Durum analizi çalışmalarını problem üzerinde yapmak çok önemlidir. Çünkü problemi çözmeyen her faaliyet amacına ulaşmamış sayılır. Burada anahtar bir kavram olan Dert / Sorun kavramı bizim için  anahtar kavram olacaktır. Çünkü hayatı ifade eder ve cana dokunur. Geleceğimiz olan öğrencilerin, gençlerin dertleri ve sorunları nelerdir? sorusu ile durum analizi yapılmadan yola çıkmak temelsiz bir ev inşa etmeye benzer. Bizim de değerler eğitimi konusunda çıkış noktamız önce onlara rağmen düşünmek yerine onların sorunlarını kendilerinin ifade etmelerine olanak sağlamak olmalıdır. Bu sorunlar belki bizim değerlerimizle örtüşmeyecek belki de kuşak çatışması yaratacak cinsten sorunlar da olacaktır.  Ama onlar yerine sorunu bulmadan çözüm üretmeye kalkarsak ancak elimizdeki değerli konuları eskitmiş ve çözüm de üretmemiş oluruz.

3- Dinamik Aklın İnşası / Metodoloji : 

Sorunları  anket görüşme vb güvenilir bir çok yolla yaptıktan sonra çözüm üretmek için hangi yolun seçileceği problemi başlayacaktır. İşte en sancılı, ideolojilerin ve inançların devreye girdiği nokta tam da burasıdır. Çünkü bir ideolojinin, bir inancın ya da bir aklın yaşayan sorunları çözebilme gücü kendi toplumu için ne kadar pratik ve dinamik ise o kadar değerlidir. Burada Hangi akıl?  sorusu da devreye girecek, topluma en etkili ve pratik çözümler sunabilen fikirler ayakta kalacak onun ilkeleri ve değerleri toplumun değerleri olacaktır. Güncel sorunları çözecek Dinamik Aklın İnşası için bir metot bulmak gerekecektir. Çünkü elimizdeki metot hangi kaynağa bağlı olacak ve toplum hangi kaynağa bağlı metotların çözümünü benimseyecek?  Bu noktada ideolojiler ve dinler bir yarış içerisine girecek gibi görünse de postmodern insan için ideolojiler artık çok bir şey ifade etmemektedir. Gerçeklikten simülasyona geçen 21. yy toplumları için tüketim her şeyden önemli bir hal almış ve ideolojiler bu noktada erimişlerdir. Geriye inançlar kalmış ancak inançların inanış boyutu varlığını korurken davranış ve sosyal etki boyutu toplumsal hayattan neredeyse kopma noktasına gelmiştir. İnandığını söyleyen kişilerin davranışları ile inançları arasındaki fark sadece manevi eksiklikle değil küreselleşme ile de ilintilidir. İslami açıdan bakıldığında sağlam kaynak olan Kur’an ve Sünnet ışığında dinamik bir akıl yani metodoloji / bakış açısı oluşturmak gerekmektedir. İdeolojiler açısından bakıldığında durum vahimdir çünkü tarihsel süreçte toplumsal hareket olarak ortaya çıkmışlar ve tarihinden dolayısıyla da ana zemininden uzaklaştıkları için  çözüm üretemez duruma düşmüşlerdir. Belki de en sancılı süreç metodoloji sürecidir. Genel olarak makro bir sorunu çözmek için insanlar bir araya gelip konuşmaktan ve ortak bir metodoloji geliştirmekten çok uzağız. Bu durum  birbirinden kopuk faaliyetler yapan grupların ortaya çıkmasına neden olmakta medeniyetlerin oluşmasına imkan sağlamamaktadır. Bu sancılı süreç başladığında ise artık her şey farklı olacak ve bir medeniyetin inşası için geliştirilecek metodoloji ortaya çıkacaktır.

4- Çözüm Üretme: 

Tespit edilen sorunları dinamik bir aklın çözmesi  önemli bir  aşamadır. Çünkü günümüzdeki tüm ideoloji ve dinler kendi değerlerinin postmodern popüler kültür tarafından nasıl tüketildiğini izlemektedir. Çözüm üretemeyenler ilerki yıllarda nostaljik birer hatıra olarak anlatılacaktır. Bu aşama dinamik aklın yetenekleri doğrultusunda ilerleyecektir. Metodolojisi gelişmiş bir aklın çözüm üretmemesi imkansızdır.

6- Uygulama: 

Bizim yazımızın başında bahsettiğimiz Değerler Eğitimi çalışmaları bu aşamada yer alabilir. Gerçek sorunlar tespit edilmeden, Metodolojisi belirlenmeden, çözüm üretme gücü belli olmayan bir çalışmanın uygulanmasının sonuçları bizim açımızdan rastlantısal olmakla birlikte tekil örnekler dışında istenilen amaca da hizmet etmeyecektir. Nasıl yapılacak sorusuna cevap olarak uygulama aşamasında bir çok yaratıcı fikirler ortaya çıkacaktır. Ama daha önce belirttiğim gibi bu en son ve en kolay aşamadır.

Yukarıdaki çözüm önerileri olmadan yapılacak herhangi bir  çalışma sorunların çözümüne değil imaja ve modaya dönük ve başka dünyaların emellerine alet olmaktan öteye geçmeyecektir. Vesselam.

Dipnotlar

1: http://www.turkishstudies.net/Makaleler/693965718_24CihanNazl%C4%B1-sos-429-436.pdf

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Sayfa başına git