İnşaa(t)çı olmak üzerine… Eğitim Felsefesi

İnşaa(t)çı olmak üzerine… Eğitim Felsefesi
15 Aralık 2016 tarihinde eklendi, 841 kez okundu.

Elinde keseri inşaat önlüğünde altılık çivi aradı hiç düşünmeden. Artık el alışkanlığı olmuştu önlüğünde çivi aramak. Ne yapacaktı bilemiyordu. Zihni bir şeyler söylüyordu. O kadar hızlı ve karmaşık bir hal almıştı ki artık zihnini takip edemiyor ve bazen  elinde kalıplar “Ben bu kalıplarla ne yapacaktım?” diyordu.  Çok duygusal bir yapısı vardı. Duygusallığı bir çok defa zorlu işlerin üstesinden gelmesine yardım ettiği gibi bir çok defa da onu uçurumun kenarına getiriveriyordu.

Zihin karmaşıklığını bir kenara bırakmalı ve işe koyulmalıydı. Alamıyordu kendini düşünmekten. Tabi buna düşünme denirse. Aslında sadece bir iş üzerinde düşünmeyi ve o işi tüm detaylarına kadar şöyle keyifle tasarlamayı o kadar özlemişti ki. Ustası bu dünyadan ayrılalı epey olmuştu ve çok özlüyordu onu. Özlemle ve hayırla anıyordu ama son dönemeçte onu yalnız bırakmanın zorluğu ustasının hasretini bile gölgeliyordu. O inşaatçıydı ve inşa etmekti işi. Ama temel atılmış ve birinci kata çıkılmıştı ki yapayalnız kalmıştı. Planlar projeler ve bir sürü malzemeyle çıraklığını bile doğru yaşamadan ustanın bakiyesi omuzlarına binmişti. Her gün çalışmaktan ellerinin çatlaklarına krem sürerek acısını gidermek ve alın teri üzerine kurulu zorlu bir hayat kalmıştı ona.

Anımsamaya çalıştı ne yapacağını ama olmuyordu. Her zaman ustası sorunları çözer ve kritik konularla o ilgilenirdi. Şimdi ise istiyordu ama olmuyordu. Nasıl? Nasıl? Nasıl? Ev sahibi ustasından ferah, bahçeli ve çok katlı olmayan, geniş aileye uygun içinde ağaçların ve onların gölgesinde muhabbet edilecek mekanların olacağı bir ev istemişti. Ustası biliyordu ne yapacağını çünkü o mahallede büyümüştü.  Bu ev model olacak diyordu ustası. Model ama nasıl olacaktı? Söz vermişti ustasına gözlerini kaparken. Ne olursa olsun bu inşaatı yapacaktı. Ustasının ölümü inşaatta çalışırken iş kazası olduğunu düşündükçe kendi kendini biraz daha güdülüyordu. Bazen zihni o kadar hızlı gidip geliyordu ki tehlikeli suların derin dalgaları çarpıyor ve içinde ürpertiler birden bire “yok, hayır, olamaz ” deyiveriyordu.

Merdivenden gelen adımlar dikkatini çekti. İki bir, iki bir evet ayak seslerinden gelen basamak çıkma sesine bu gelen ustasının arkadaşı olmalıydı. Yurt dışında uzun süre çalıştıktan sonra ülkede çalışma imkanı bulan  gelen çok becerikli ve çalışkan biriydi. Ustasına yardımcı olmak için sık sık gelir uzun uzun konuşur sonra da giderdi. Yine hoşbeşden sonra uzun uzun konuştu. Ona katılmasını bu işlerin on çok büyük yük olduğunu yeni teçhizat ve işten anlayan ustalarla bu inşaatı da kendi yöntemleri ile bitirmekten bahsetti.  Aklı hep ustasının söylediklerinde ama bir taraftan da adamı dinliyordu. Adam kendinden emin bir şekilde uzun uzun konuşuyor nasihat eder gibi tepeden bakıyordu. Sonra bir ara gözlerine baktı. Adamın söyledikleri ile gözleri çok farklıydı. Sahi kimdi bu adam. Ustasına son zamanlarında yanında olan işbirliği yaptığı hatta inşaattan düşmeden önce yanında o vardı. Çok üzülmüştü günlerce uğramıştı yanına ama hep bir kuşku… Zihni yine oyunlar oynuyordu.

Adam son bir teklifle geldiğini ölen ustasının da ölmeden önce bu teklifi kabul ettiğini söylüyordu.  Önce binanın borçlarını bitirecek sonra da binayı yeni malzeme ve ekiple tamamlayacak ve teslim edecekti. Tabi elde edilecek karın çoğu da adamın olacaktı. Genç usta adamın önünde durdu. Omuzlarını dikti ve hayır demek istiyordu. Sorumluluk o kadar ağırdı ki diyemedi. Diyemedi çünkü aklı karışıktı. Sorumluluğunu bir an önce yerine getirmek ve bu sayede vicdanını rahatlatmak istiyordu. Evet deyiverdi birden. Adam zafer kazanmışcasına gülümsedi. Hiç ciddiyetini kaybetmeden yine uzun uzun nutuk atmaya başladı. Sonra telefon açtı birine ve çok geçmeden anlaşma metni gelmişti bile. Hiç eli ve gönlü varmıyordu ama imzaladı bir kere. Tamam dedi adam ve yarın başlayacaklardı işe.

Gece hiç uyku tutmadı. Zihni yine türlü türlü gelgitler yapıyor kalbi de hızla atıyor göğsüne sığmıyordu. Sorumluluğu daha da artmış vicdanı da daha fazla sızlamış hissediyordu. Sabah bir türlü olmak bilmiyor saatler uzadıkça uzuyordu. Telefonundan gelen ezan sesi ile irkildi. Hiç düşünmeden abdest aldı ve namazını kıldı. Allah kabul etsin namaz mı kıldı yoksa zihninin oyunlarına mahkum mu oldu anlayamadan selam vermişti bile. Ustanın arkadaşı sabah olmadan kapıyı döverken celladına mahkum olmuş bir mahkum gibi kapıyı açtı. Adam azarlarcasına ve her zamanki gibi tepeden bakarak bir şeyler söyledi. malzemeler, işçiler, çalışma saati, önemli değişiklikler… Adam binanın etrafında hazır bekleyen savaşçı edasıyla duran işçilere emirler verdikten sonra büyük iş makineleri malzemeleri getirmeye hummalı bir ses etrafı inletmeye başladı.

Adam elinde projelerle genç ustanın yanına geldi ve yapılacak değişiklikleri anlattı. Binanın bahçe kısmını da dairelere katılması, kat sayısının artması bununla ilgili ruhsat ve izinler için başvuruların yapılması, Allah’tan devlet dairelerinde tanıdıklarının olması ve bu değişikliklerden sonra karın daha da fazla artacağından bahsetti. Genç usta hayır biz böyle anlaşmadık, bahçeli bir ev olacaktı sadece işçi ve teknik yardım yapılacaktı dediyse de adam hiç oralı olmadı bile. Ne yapmıştı? Bu inşaatı teslim edeceği kişi böyle uzun bir inşaat istemiyordu. Geniş bahçeli, az katlı bir bina olacak, misafirleri ile bahçede muhabbet edeceklerdi. Nasıl izah edecekti bu durumu? Tüm sorumluluk ona kalmıştı ve ustasının mirası sayılırdı bu ev. Bu bir bayrak yarışı sayılırdı. Böyle mi teslim edecekti görevini.

Bir hafta geçmeden birkaç ayda atılamayan kat kalıpları çakılmış, beton dökülecek hale gelmişti. Ama bina istediği gibi olmuyor sanki bir hapishaneye benziyordu. Bir çok defa tartıştılar adamla ama bir sonuç çıkmadı anlaşma metni çok kurnazca hazırlanmış ve herhangi bir problem çıksa hep karşısına anlaşma metnini getirip üsten bakarcasına açıklamalarda bulunuyordu adam. Genç ustanın ruhu sıkıldıkça sıkılıyor bina yükseldikçe ferahlaması gereken gönlü daraldıkça daralıyordu. Gece uykuları ise artık haram olmuş geceler kabusa dönmüştü. Gündüzleri ise adam gelip sağa sola emirler yağdırıyor bu emirlerden o da nasibini alıyordu. Sanki özenle seçilmişti bu emirler. Adam her onunla muhatap olduğunda nedense işçiler de şahit olmuştu  bu konuşmalara ve itibarı iyice kalmamıştı genç ustanın. Özel zamanlarda ise özür diliyor sonra yine eski tavrını devam ettiriyordu. Bu sistemli itibar kaybı her geçen gün devam ediyordu.

Aradan 6 ay kadar geçmiş ve inşaatın kabası bitmiş ve iç dekorasyon kısmına geçilmişti. Adam her şeyi modern mimariye göre planlamış ve küvetinden klozetinde kadar her şeyi düşünmüştü. Zaten çok bir şey kalmamıştı genç ustaya. Kendi binasında  zindan hayatı yaşıyordu. Günler geçtikçe binanın iç dekorasyonu da tamamlanmış ve teslim etme vakti de gelmişti.

Sabah erkenden kalktı ve binanın karşısına dikildi. Ne olmuştu? Zihni berraklaştı birden ve  yaptığı hatayı görmeye başladı. İnşaatçı idi ve inşa etmekti işi. Başkasının tekniği ve iş gücü ile yapılan inşaata şöyle bir baktı. Çok katlı yüksek ve  modern bir bina olmuştu ama istediği gibi olmamıştı. Zaten proje değişiklikleri ile bina bahçesine yapılan ek bina her şeyi büsbütün değiştirmişti. Ana bina içindeki odalar da çok orantısız olmuştu. dışarıdan şekil olarak bile bir gariplik olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu. Ara ara ustasını rüyasında gördüğü aklına geldi. Ustası onunla konuşmuyor ve sadece derin derin bakıyordu. Biliyordu bu bakışların ne anlama geldiğini. Açıklamak istiyordu her şeyi ama olmuyordu. Utancından tek bir söz edemeden kan ter içinde uyanıyordu son zamanlara. Şimdi binanın karşısında durmuş, hatasının ağırlığından beli iyice bükülmüş manevi sorumluluğu da yüzünde derin izler bırakmış halde binaya bakıyordu.Başkasının işçisi ve tekniği ile yükselen bir bina melez doğmuş bir çocuk gibi karşısında duruyordu. Neden olmamıştı? Anlıyordu hatasını ama çok geçti artık.

Vicdanı her gün yüzüne vuruyordu yaptığını ve yine konuşmaya başladı tüm gerçekleri ortaya dökerek, kimseden çekinmeden ve acımasızca. Sen bir işaa(t)çısın. Nasıl olur da kendi dünyana ve değerlerine ait bir alana başkasını sokarsın? Senin kendi tarihin kendi kültürün ve kendine ait özelliklerin var. Bu özelliklerin bir alt yapısı, yaşanmışlığı ve felsefesi var. Bunları çok iyi biliyordu ustan. O senden kendi değerlerine ait bir bina yapmanı ve bunu kendin bulmanı bekliyordu. kolay mıydı savaşmadan çile çekmeden zafer elde etmek. Tabi ki başkaları sana ait bir alana gelmek ve kendine dönüştürmek isteyecek ve sonunda seni ve sana ait ne varsa sömürecek. O adamların görevi bu. Sen sana ait mahrem alana onları sokarak zaten her şeyi bitirdin. O binanın merdivenlerden devamlı yanına gelmeye çalışan kişileri dost mu sandın? Onların sana tepeden bakan küçümser tavırlarının altında taa atalarınla olan münasebetlerinin izleri var onların.

Devam etti vicdanı konuşmaya. Sen ki bir inşaa(t)çısın ve eğitim inşa ediyorsun. Evet duygusalsın çünkü hak ve hakkaniyet duygusu taşıyorsun. Zihnin kendi değerlerin ile başkalarının hegamonik ve sel gibi üstünden geçen değerleri arasında gelgitler yaşıyor ama kadim bir devlet geleneğin ve dünyaya model olmuş bir kültürün var senin. Bu kadim kültürün değerlerinden uzak bir eğitim felsefesi ve modern teknikler ne olursa olsun başkasının değirmenine su taşıyan bir tezgahtan başka bir şey değil. Her zerresinde başka kültür ve medeniyetinin mesajlarını taşıyan teknikler ancak o medeniyetin şifrelerini taşır. Onları kendi kültür ve felsefene göre kodlaman gerekirdi. Eğer düzgün planlanmamışsa taşıdığı yeri de darmadağın eden bir silaha dönüşür o teknikler. Sen basit bir çırak değilsin. Selçuklu ve Osmanlı gibi bir ustan var senin. Evet erken ayrıldı hayatından ama sana güveniyordu. Atalarının hep yanında gördüğün o adam kılıklı medeniyetler aslında onun kuyusunu kazmak için  hep yakınındaydı atalarının. Ne acıdır ki atalarının sonunu hazırlayanlar da hep onlardı. Şimdi senin geleceğine göz dikmiş ve senin gelecek nesillere vereceğin mirası da bozma peşindeler. Sen gelecek nesillere sağlam bir inanç ve kültür bırakmak zorundasın. Çünkü geçmişte hak ve adalet değerlerinde yürüyenler hep bunun mücadelesini verdiler. Eğer pergelin bu ayağını boşaltırsan yapacağın inşaa hiç bir işe yaramaz. Şimdi eğitimde teknolojinin ne kadar önemli olduğunu da görüyorsun. Peki geleceğin olan gençlere bu kanalla hangi şifreleri sunacaksın? Bunun için bir hazırlık yaptın mı yoksa bir şeyler yapmayarak hazır başkalarının kültürünü mü sunacaksın o tekniklerin altında? Kendine ait bir eğitim felsefen yoksa eğer, ne işe yaradığı belli olmayan başıboş bilgi molozlarını dökerek şimdiden karartacaksın geleceğini. Ne planlıyor ve bekliyorsun gelecek nesillerden? Hangi yaşta hangi yeterliliğe sahip olacaklar? Ülkesine vatanına nasıl sahip çıkacaklar öğrettin mi? Bu felsefeden uzak bir inşaa olmaz olamaz. Olursa da bir inşaatçının inşaatını başka ustalara teslim edip dışarıdan izlemesi ve vicdan azabı çekmesi gibi olur. En çok da bu arayıştan uzak boş tekniklerle oyalanıyorsun ya yazık… dedi vicdanı ve bu sözlerden sonra birden uyandı. Yatağına ve etrafına baktı ki her şey yerli yerinde ve bir inşaat odasından çok uzakta bir öğretmen / İnşaa(t)çı olduğunu hatırladı.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Sayfa başına git