“Yanlış Davranışlara Tepki İnancı” Üzerine

“Yanlış Davranışlara Tepki İnancı” Üzerine
19 Ekim 2015 tarihinde eklendi, 938 kez okundu.

“Başkalarının doğru veya yanlış inanışları davranışları, aklı ve geleneği yine toplumun yanlışı olmaktan başka bir hale dönüşmeyecektir. Çünkü pergelin ayağı boştadır ve sağlam bir kaynakta sabitlenmeyip yanlışlar üzerinde gidip gelmektedir”

İnsanların din anlayışlarının birbirinden farklı olması hem bireysel hem toplumsal ve kültürel hem de siyasi açıdan normal / olabilecek bir durumdur. Ancak dinin yaşanması boyutunda bunlara bakarak inanç oluşturmak ne kadar doğrudur? Öğrencilerimden bir çok kez bu sosyolojik durumu ifade eden sorular alıyorum. “Hocam ben de Elhamdülillah Müslümanım ama namaz vb ibadetleri yapmıyorum ama dürüst davranıyorum. Falanca kişi ise ibadetlerini yapıyor ama hep işi gücü yalan ve dedikodu. Bence benim yaptığım daha doğru siz ne dersiniz?” şeklinde. Bu sorulara burada cevap vermekle olayı fıkhi bir boyuta taşımaktan ziyade özelliklikle olayın dini bakış açısı ve inanç boşluğu açısından ele almak istiyorum.

İnsanlarımız inanmanın insan hayatını şekle sokmak olduğunu ve bu aşamanın hayatın ontolojik sebebi olduğu konusunda düşünmezler. En başta içinde bulundukları sosyal hayat onlara yaşantı ve beklenti yoluyla bir inanış biçimi formu verir ve kendi yönergesine göre doldurmasını ister. Din ise özellikle bu formu sorgular ve her insana saygı duyarak kendini tercih edip veya etmeme seçeneğini en başta sunar. Ancak bu seçeneğin varlığı bile “günah” kavramıyla toplumsal formun içinde yerleşmiştir bir kere. Böyle bir forma göre oluşmuş kişiliklerin sorgu yapması hatta bireysel gelişim formu oluşturması her geçen gün biraz daha zorlaşır. İnsanlar da kaynaktan hateketle oluşturamadığı din anlayışlarını anlık toplumsal fotoğraflarla oluşturma yolunu tercih ederler. Böylece bir başkasının davranış biçimi kendi inanışı ve davranışı için kaynak olmaktadır. Bu durumda Namaz kılan ama hile yapan veya başörtü takan ama uygunsuz hareketleri olanlara bakarak ibadetsiz ama “kalbi temiz” bir inanç biçimleri ortaya çıkar. Bir çok din adamının (İslam’da din adamı kavramı yoktur) yanlış tutum ve davranışları bu algıya tuz biber ekmiştir.

Öncelikle böyle bir yaklaşım dini metodoloji açısından çok yanlıştır. Zaten problemin kaynağı da metodoloji sorunudur. Din nasıl en doğru şekilde öğrenilir? sorusunun yanlış cevaplarından sadece birisi diyebiliriz. 1400 yıl önceden gönderilmiş bir mesaj maalesef toptan “okundu” olarak işaretlenmiş ama hala “toplumsal zihin” tarafından okunmamış ve akıl faaliyetlerine dönüşmemiştir. Bu sebeple başkalarının doğru veya yanlış inanışları davranışları, aklı ve geleneği yine toplumun yanlışı olmaktan başka bir hale dönüşmeyecektir. Çünkü pergelin ayağı boştadır ve sağlam bir kaynakta sabitlenmeyip yanlışlar üzerinde gidip gelmektedir.
Şimdi sevgili dostlar şunu özellikle belirteyim ki başkasının yanlışlarından ne yapılmayacağı çıkar belki ama ne yapılacağı yani doğru çıkmaz. Çünkü milyonlarca yanlış vardır ve bun yanlışlardan doğru bir yol çıkmaz. İsmet Özel’in dediği gibi “İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise, o insan artık kaybolmuştur.”

Bu nedenle doğru bir din anlayışı için önce birinci kaynağa yönelmeli ve Yüce Yaratıcının Ey İnsanlar!, Ey Mü’minler! sözlerini sadece kutsal kitapta geçen kelimeler olarak değil; bizzat insana sesleniş ve hitap olarak anlamak sonra da ona göre davranmak gerekir. Bunun için de o “Hitab”ı raftan ya da duvardan indirip okumak anlamak ve bir akıl faaliyetine dönüştürerek yaşam biçimi haline get gerekir.
Ne zaman ki bu bir dini metodoloji olur ve toplumda kabül görür işte o zaman din ile ahlak aynı zeminde ve bütünleşik olarak bir medeniyete dönüşecektir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Sayfa başına git