Eğitimin Pusulası

Eğitimin Pusulası
9 Ağustos 2018 tarihinde eklendi, 173 kez okundu.

Eğitimin Nereye Gidiyor?

Öncelikle belirtmeliyim ki bu sitede eğitim ile ilgili yazılan yazılanların tamamı eğitime katkı sağlamak amacıyla yazılmıştır.

Bir eğitimci olarak eğitimin nereye gittiğini sormak size çok anlamlı gelmeyebilir. Eğitim hangi açıdan nereye gidiyor? Sorusu akla geliyor hemen. Fiziki altyapı, derslik durumları, okula erişebilirlik, eğitim kalitesi vb. başlıklara göre cevap verilebilir.  Milli Eğitim Bakanlığının 2015 -2019 Stratejik Planına bakılacak olursa eğitim 3 ana başlıkta ele alınmış görünüyor. Erişim, Eğitim Kalitesi ve Kapasite. Bu başlıklardan çok daha önemli bir konu var aslında. O da verilen eğitim ile ne hedefleniyor?  Yani verilen eğitimle ülkenin geleceğine, öğrencilerin kişisel gelişimlerine nasıl katkı sağlayacağı, toplumun kültürel değerlerin  nasıl yaşanacağı konularında anlayış ve bilinç oluşturulması problemi çözülmesi gereken ana mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peki ne yapılmalı?

Milli Eğitime ait bir eğitim anlayışı oluşturulmalı. Biraz daha akademik bir dille söylemek gerekirse bir Eğitim Felsefesi milli eğitim için olmazsa olmaz en önemli meseledir. Eğer düzgün bir eğitim felsefesi oluşmazsa öğrencileri merdiven altı faaliyet gösteren eğitim ile hiçbir şekilde uzaktan yakından alakası olmayan çoğu başka ülkelerin istihbarat örgütlerinin kontrolünde olan yapılanmalara iteriz. Cemaatler ve tarikatlar Anadolu’nun Fethinden bu yana faaliyet gösteren çok eski ve önemli kurumlardır. Ancak dikkat edilmelidir ki bu yapılar  o dönem içerisinde önemli bir işlevi olan ve devlet tarafından kontrol edilen bir nevi teşvik edilen kurumlardır. Cumhuriyetin ilanından sonra bir çok  eski ve yeni cemaat ve tarikat kontrolsüz bir şekilde varlıklarını sürdürmüş ve devletin verdiği eğitimle birlikte onlar da eğitim faaliyetlerini devam ettirmişlerdir.

Cumhuriyet dönemi hükumetleri ülkenin milli ve manevi değerlerine uygun bir eğitim politikası geliştirmediği ve halkı ile barışık yaşamadığı için insanlar kendi milli ve manevi eğitimlerini cemaatlerden edinme yoluna gitmişlerdir. Cemaatlerin siyasallaşıp oy potansiyeli haline gelmesi hatta ülkenin önemli yönetim noktalarında olmasıyla da iş içinden çıkılmaz bir hale gelmiş, devletin önemli kademelerini ele geçirmek için yarışan birbiriyle ve hatta kendi ülkesine düşman nesiller yetişmiştir.

Neden insan kendi insanına ve ülkesine düşman olur?

Bunun iki nedeni vardır. Birincisi ırk olarak farklı bir millete ait olup gizli bir şekilde kendi ırkına hizmet etmek için. ikinci de kendi kimliğini kaybettiği için. Bu kadar insanın farklı bir ırk için çalışması mümkün olmadığına göre kimliğini kaybetmek önemli bir neden olarak karşımıza çıkıyor.

Kimlik kayıplarının nedenlerine bakacak olursak bir çok nedeni var. Ama bu nedenler içerisinde en önemlisi eğitim yoluyla kimliklerin kaybolması. İşte Milli Eğitimin en önemli problemi ülkesi için çalışacak bir kimliğe sahip bireyler yetiştirme noktasında eğitim felsefesi oluşturamaması. Maalesef bu eksiklik gemilere rota vermek gibi bir şey. Rotası olmayan bir gemi nereye gider?

Özellikle Cumhuriyet döneminden sonra insanlar ahlaki ve inanç açısından eğitimdeki boşluğu cemaatler ve tarikatlar yoluyla gidermeye çalıştılar. Özellikle batı hayranlığı ve modern olma algısı hükumetlerin eğitim politikalarına da yansıdı. Çağdaş eğitim vermek adına insanların kendi inançlarından uzaklaştırma yollarına gidildi. Özellikle 28 Şubat post modern darbesi ile kurumlarda insanlar başörtü ve sakalla çalışamaz hale geldi. İnancını yaşadığı gerekçesi ile binlerce kişi işten atıldı.  İşte bu noktada insanlara umut veren hayat veren yapılar cemaatler oldu. Devletin veremediğini onlar verdi. Kendine hizmet ederken bazı kriterler koydu. Bu kriterlere göre yaşarsa Cennet’e gideceğini vadetti. İnsanlar hem dünya hem de ahiret için çalışmanın formülünü cemaatlerde buldu.  40 ve 50 yılda bir çok cemaat ve tarikatın başka devletlerin kontrolünde olduğunu bu yapıların aslında birer örgüt olduğunu bu inşalara anlatmak hiç kolay olmadı. Devlet bu konuda maalesef görevini yapmadı.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu tür yapıların gerçek yüzü ortay çıktı. FETÖ içindeki kişiler yaptıklarının bir darbe olmadığını, bunun ülkeyi kurtarma teşebbüsü olduğunu düşünerek bunu yaptılar. Çünkü onlar kendisine verilen hedefe göre davranıyordu. Kendisini, çevresini, ülkesini ve dünyayı kurtarmak gibi örgütün kendisine verdiği hedefler.

İşte bu noktada eğitim sistemimizin gelecek nesillere verecek hedefleri neler? sorusunu sormak gerekiyor. Eğitim nereye gidiyor? derken hangi yöne gidiyor, hedefi var mı? Sorusunu bu açıdan önemli. Tüm ülkenin birleşeceği ahlaki ve insani değerlere göre insan yetiştirmek ve ona bu alanda hedefler koymak gerekiyor. Gençlik için çalışmak,  onlara kendilerini gerçekleştirmek ve ülkelerine faydalı olmanın, işini düzgün yapmanın bir ibadet olduğunu anlatmak gerekiyor. İş yerine girerken mabede girer gibi girmesi gerektiğini, işini yaparken Allah’tan korkması gerektiğini, hak yememesi gerektiğini, kendi menfaatine uymasa da doğru olandan şaşmaması gerektiğini hayatındaki en önemli ilkelerden birisi olduğunu bizlerin bir ahlak anlayışı ve eğitim modeli içerisinde vermemiz gerekiyor.

Kısacası Eğitimin ülkenin geleceği açısından gelecek nesillerin nasıl birer fert olacağını önceleyen bir hedefi olmalı. Bir eğitim felsefesi ve bir ahlak anlayışı olmalı. Yoksa ister tabletle, ister kara tahtayla, ister ikili, ister tam gün eğitim yapılsın hepsi boşuna.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Sayfa başına git